Oğlum! Bana Bi Çay! Demli Olsun!

Şu an İstanbul Kastamonu yolunun bilmem kaçıncı kilometresinde Gerede’yi biraz geçmişken saat 04:30. Otobüs karanlık ve sessiz. Elif uyu! Hayır, nedense bu gibi durumlarda uykum kaçar ve gereksiz bir şekilde öylece düşünürüm kendi kendime. Aslında yolculuğumun ana teması dedem. Her bir köşesinde ayrı bir anımızın olduğu Kastamonu’ya dedemi kaybettiğimiz 2011 haziranindan bu yana gitmemiştim. Yani önümüzdeki iki gün benim istemsiz ağlayarak gecirecegim iki gün. Allah anneme sabır versin!
Bu yazının başlığını Dedeme Övgü olarak düşünmüştüm. Hazır uykum da kaçmış yazabildigim kadar yazayım dedim sonra bu başlığı seçmeye karar verdim. Neden?
Aslında hiç demli çay aşığı biri değildim. Hatta çayı her zaman açık ve şekerli içerdim. Hatırlarım da 4.kat balkonumuza dedem semaver için özel priz yaptırmıştı. Yaz kış demeden cay-sigara keyfi vardı. Benden sonra yegane bağımlılığı, vazgeçilmezleri… Balkonda bir yandan temiz hava bol oksijen, diğer yandan da sigara dumanı! Oh semaverde çayımız. Sohbet sohbet saat 12, 1, 2… Çay da çaydı hani. Dedemin gizli formülü.  Birkaç farklı paketi harmanlardi beraber. Kendimi bildim bileli bu işe seve seve yardımcı olurdum. Gazete serilir. Çay paketleri sırayla açılır. Boca edilir. En sevdiğim karıştırma! (Oynama!) kısmı ve nihayet çayı bidonlara doldurma. A bu arada çay ambalajları atilmaz. Güzelce katlanarak mutfak çöpünün altına çöp sızdırmasın diye ayrılır. Sonunda vazifemizi yapmış olmanın verdiği gururla ödül olarak bir de çay demlerdik.
Dedem hem edebiyat hem tarih öğretmeni emeklisi, müdür yardımcılığı da yapmış üstelik. Anıları bir düşünün. Gerçekten Hababam Sınıfı için 7-8 bölüm daha çıkabilir.  Keyifle dinlerdim her anlattığını, hepsini. En son acaba bu anlattiklarini dedecim bi kitap mi yapsak ne dersin kaydedelim bunları derken ne yazık ki vefat etti. O zaman pek sıradan gelen bu balkon sohbetlerinden bir geceyi yeniden yaşayabilmeyi nasıl isterim, anlatamam.
Dedemi kaybettikten sonra çayımın şekeri bana şeker hastalığı olarak geri döndü. Çayımdan şekeri çıkardım. Ailede dedemde annemde ve sonra da bende ortaya çıkan bu hastalığın bendeki tek farkı düşük olmasıydı. Yani şeker yedikçe şekerim düşmesi.
Dedem öldüğünde Allahım daha kötü ne olabilir? Neden bana bunu yaşattın? derkeeeen aslında bir yıl sonra daha da büyük bi acı yasayabileğimi, hayatimin toz duman olacağını nereden bilebilirdim!!! Hayat işte! !! İşte o günlerden beridir de çayı demli içiyorum. Neredeyse sırf dem. Tıpkı dedem gibi.

Saat 5 oldu. Karabük’e geldik.
Geçtik bile saat 5 buçuk. Hava aydınlandı.

Tam da dedemin dediği gibi muavine söylüyorum, belki biraz daha yumuşak: Oğlum! Bana Bi Çay!  Demli Olsun!

image